hakan ali toker kelebek suitinden sarabande

2012-10-30 12:12:00

incesaz-hakan ali toker kelebek suitinden sarabande Devamı

Dil Ailesi-Murat Karaca

2012-10-02 09:54:00
Dil Ailesi-Murat Karaca |  görsel 1

Devamı

Dil Bilgesi

2012-07-28 16:53:00

Ragıp Hoca’nın alnından terler boşanıyordu, titreyen sesiyle: “Rıfkı gelen toplara çok güzel vuruyor fakat arkadaşları ile paslaşmadan, pek şahsi oynuyor” dedi. Kalbi gümbürdüyordu. Sanki biri suratına bir şey fırlatacakmış gibi başını yana çevirerek gözlerini kıstı. Çevresindekiler heyecan dolu gözlerle pürdikkat Ragıp Hoca’ya bakıyorlardı. Ragıp Hoca hâlâ yerindeydi. Biri bir alkış başlattı, ötekiler de büyük bir coşkuyla alkışa katıldılar. Ragıp Hoca’nın kurduğu cümle kabul edilmişti… Oynadıkları bu tehlikeli oyuna başladıklarında, hapis bulundukları on metre genişliğindeki kare mekânda otuz altı kişiydiler. Bir buçuk metrelik karelerden oluşan zeminde baygın halde yatıyorlardı. Birer birer kendilerine geldiklerinde, bir süre birbirileriyle konuşarak neler olup bittiğini, nasıl bir yerde bulunduklarını anlamaya çalıştılar. Hapsedildikleri mekân, beyaz zemini aydınlatan spotların bulunduğu karanlık ve yüksek bir tavan ile örtülü, düz ve simsiyah duvarlarla örülüydü. Aralarında yaptıkları konuşmaların neticesinde, hepsinin tek ortak noktası olduğunu fark ettiler: Burada bulunan herkes edebiyat öğretmeniydi. Biri cebinden çıkardığı cep telefonu ile uğraşıyordu. “Açılmıyor. Kaç gündür buradayız? Telefonumu şarz etmiştim” dedi, “Telefonumu şarz etmiştim!”, ‘Çat!’ diye bir ses duyuldu. Üzerinde bulunduğu paneli tutan metal kıskaçlar serbest kalmıştı. Adam, altındaki kare panelle birlikte aşağı uçtu. Kalabalık boşalan karenin etrafında toplandı. Boşluktan aşağıya seslendiler. Karşılığında yankı bile gelmedi. Öğretmenler şaşkınlıkla birbirlerine bakarken bir ses dört bir yanı sardı: “Yıllarca kendi dilinizi çok az kelimeyle kullandınız... Devamı

Şiirlere Reklam Alınması Meselesi

2012-07-07 09:51:05

Günümüzde sanat ve kültür dünyası ile sermaye dünyası her zamankinden daha çok iç içe. Ben de bu ilişkiden doğan çarpık sonuçları endişeyle takip ediyorum. Geçen akşam, yorucu bir günün sonunda tek arzuladığım Ahmet Haşim şiirleri okumaktı. İçinde reklam bulunmayan bir internet sayfası buldum diye sevinirken karşıma çıkan manzaraya bir bakın: “Akşam, yine akşam yine akşam, Her gün okuduğum tek gazetedir (Reklam) Göllerde bu dem bir kamış olsam!” Elbette karşıma çıkan ilk örnek bu değil. Şiirlere alınan reklamların sayıları her geçen gün artıyor. Şairin bugün aramızda olmayışı aklıma bu uygulamanın sadece kemiklerini sızlattığı düşüncesini getiriyor. Peki ya aramızdaki şairler? Buyur buradan yak: “ben sana düzenli olarak telefon ediyorum. bu yüzden vodafone’nun kampanyalarını çok seviyorum! (Reklam) adlı bir cengaver olarak telefon ediyorum.” Ah Muhsin Ünlü ah… Belki şiirlere eklenen bir mısra bir yere kadar kabul edilebilir. Peki ya şiire eklenen koca bir kıtanın reklama tahsis edilmesi? Adını vermek istemediğim bu malum şairimizin yaptığı şu işe bir bakar mısınız? “Gitme demiyorum, hobi olarak gene git. Bu arada hobi deyince aklıma; Ağızda eriyen çikolatasıyla, enfes tadıyla, Beni benden alan eşsiz kremasıyla Ülker’in Hobby’si geldi!” Söyleyecek söz bulamıyorum… Neruda karpuza bir şiir yazmıştı. Aynı şairin çorabına da yazdığı bir şiir vardır. Benim de Nutella’ya yazdığım bir kıta ve sevgili Samsung Galaxy Tablet’ime yazdığım uzun bir balad mevcuttur. Tüketim nesnelerine şiir yazmanın yanlış bir tarafı olmadığı gibi insanların nesneler ya da yiyecekler ile duygusal bağ kurması yeni rastlanan bir olgu değildir. Fakat ürünü ... Devamı

Müzikli çamaşır makinesi

2012-03-13 18:40:00

Müzik hareketle başlar, her nota başka notalarla ifadesini bulur. Hareketin seyri müziğin niteliğini belirler. Doğrusal bir seyir sıkıcıdır. Döngüsel bir seyir heyecanlı. Dönmek nerden baksanız evrenseldir; gezegenler döner, atomlar döner, insan dönüp durur, bazen aynı dairede, bazen de çapını az biraz genişlettiği başka bir dairede. Çamaşır makinesi de döner. İnsan bazen bir çamaşır makinesidir. Siyahlarda bir ağıt, beyazlarda bir bozlak. Pantolonlarda bir uzun hava, tişörtlerde bir balkan ezgisi. Hareket eden her şey bir ses dalgası yarar. Ve biz bu kakafoni içinde bizimle aynı seyirde olan sesleri duyarız. Orhan Düz Devamı

bir hayat, mahçup ve duru

2012-02-11 16:33:00

bir hayat, mahçup ve duru tanrım, gülleri ve sessiz harfleri koru. İbrahim Tenekeci Devamı

İbrahim Tenekeci

2012-02-10 10:43:26

"kurban olduğum, iki ters bir düz örerken insanları birkaç ilmek daha atsaydın bu fakire sevaba girerdin ve olmazdı kimseye hıncım ama şimdi üç beş santim için zıplayıp duruyor elim ayağım."   "eline sağlık tanrım leyla çok güzel olmuş tanrım eline sağlık dünya da çok güzel olmuş keşke biraz ölmesem"   "kendimi de koysam ayağımın altına yine de yetişemiyorum ey aşk, omzunun hizasına." Devamı

Hobi

2012-02-04 12:23:00

Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Biraz dolaş, hava al, hava ver, ekonomiye can ver Köpeğini gezdir mesela, parklar hepimizin Elimde senedin var sen kaybedersin Kutuna gidebilirsin yahut sinemaya Hava güzel olacakmış yarın şemsiyeni alma Sen yokken ben biraz uyurum, elma soyarım Çıkmışken ceketimi de terziye verirsin Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Saçlarını boyat, ne bileyim balyaj yaptır Sahafları dolaş mesela, ucuz oluyormuş Elimde elinin izi var, yıkarım görürsün bak Suyuma gidebilirsin yahut yoğurt almaya Hava sıcak olacakmış yarın öğlene kalma Sen yokken ben biraz özlerim, çekirdek yerim Çıkmışken raketimi de servise verirsin Gitme demiyorum sevgilim, hobi olarak gene git Hatta Ayı Yogi olarak git, KOBi olarak git mesela, kredi al Yüzde on büyü, değişiklik olsun Gitme yani Bak, hobi lazımsa ben olurum hobi (Deli Defteri Aylık Mizah Edebiyatı Dergisi’nin 23. sayısında (Ekim 2010) Hayri Vaka takma adıyla yayımlanmıştır.) Devamı

Biz yangında koşuyu kaybeden atlarız

2012-01-30 18:12:00

Biz yangında koşuyu kaybeden atlarız Biz kirli ve temiz çamaşırları Aynı zaman aynı minval üzere katlarız Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız Sezai Karakoç Devamı

Fazla okuma, kafayı kırarsın!

2012-01-25 10:23:00
Fazla okuma, kafayı kırarsın! |  görsel 1

Fazla okuma, kafayı kırarsın! Kitap okuyan herkes, bu cümleyi ben diyeyim yüz, siz deyin yüz bin kez duymuştur. Ve her defasında “defol git lan ordan, manyak mısın nesin” demiştir. Elbette içinden: Çünkü “fazla okuma, kafayı kırarsın” türü cümleleri kuranlar genellikle kalın kafalı, kitap okuyan kişilerin kafası ise ince bir zar tabakasıyla kaplı olduğundan, ortada hayatî bir tehlike de vardır. Ve her iki taraf bu kalınlık – incelik mevzuundaki dogmatizme körü körüne inanır. Hâlbuki İtalyan aygırı lakaplı dünyanın en mal görünümlü aktörlerinden Sylvester Stallone’un sahip olduğu zekâ, meraklısına, “ulan şu adama bak, nato mermer nato kafa, gel gör ki zehir gibi zekâ” dedirtmiştir. Konuya dönecek olursak, “defol git lan ordan, manyak mısın nesin” cephesinde yer alanlar fazla böbürlenmesin – kibirlenmesinler; onlara “iyi derecede okuma yazma bilmek, padişahlar için bile zararlıdır” cinsinden tarihî bir hatırlatmada bulunmak isterim: Bildiğiniz gibi, ya da bilmediğiniz gibi, ve benim bildiğim ve bilmeyenlere anlattığım gibi, muhteşem Osmanlı devletinin ilk üç padişahı (Osman Bey, Orhan Bey, Murat Hüdavendigar) okuma-yazma bilmiyordu. Buna rağmen, biri tuttu, biri pişirdi, biri yedi… Yani biri devleti kurdu, biri başkent inşa etti, diğeri devleti genişletti… Tabii, medreseler filan kurulunca, dördüncü padişah Yıldırım Beyazıt, babasından, dedesinden ve büyük dedesinden farklı şeyler yaptı. Her şeyden önce ilk okuma yazma öğrenen padişah oldu. Ve okuma – yazma bilmek hiç de işine yaramadı. Başlangıçta her şey güzel gidiyordu. Hani bizim Türkler gâvurun birine Türkçe öğretirken önce küfürleri, arg... Devamı