Yıldızlarla beraber kayıp giderken...

2006-06-10 15:09:00

Küçüktüm hatırlıyorum, amca oğlunun kamyon kasasına bir mahalle insan doluşup gittiğimiz kır gezmelerinin dönüşünde, bütün gün çılgınca koşuşturmaktan yorulan bedenimi kendi haline bırakır, güneşi kaybolmuş lacivert gökyüzüne dikerdim gözlerimi. Yaz gecelerinin başka hiçbir şeye benzemeyen bir bambaşkalığı vardır. uzaklardan cırcır böceklerinin ya da başka kim bilir nelerin sesi varlığını havaya çiziktirir. Tatlı bir serinlik zamanın kol saatini kollayarak yavaş yavaş örter gündüzün kavurduğu hayatı. Herkesin bir parçası evin dışındadır. İç avlularda, teraslarda, demir balkonlarda, asmaların, söğütlerin, at kestanelerinin mis gibi akasyaların ve ıhlamurların altındadır herkesin, herşeyin, her anın bir parçası... Hele bir kamyonun kasasında kırdan eve dönen çocuğun içinden, sallana kımıldaya gökyüzüne bakarken ve yıldızlarla birlikte sonsuzluğa doğru kayıp giderken... buna benzeyen hiçbir başka derinlik bilmiyorum. Böylesine bir genişlik duygusuyla başka hiçbir yerde göz göze gelmedim. Başka hiçbir anında yaşamanın, böylesine masum bir hafifliğe bürünmedim.  Aradan çok zaman geçti. O kamyonun kasasında bir kır gezmesine gitmeyeli yıllar oldu. Gitmeye kalksam, biliyorum, ya o kırlar orada olmayacak, ya o çocuk öylesine çılgın koşturamayacak. Dönmeye kalksam sonra, yorgun bedenimi hiçbir sallantı ondurmayacak, hiçbir yıldız, hiçbir gökyüzünü izi sıra sonsuzluğa kaydırmayacak. Söyledim ya, o derinlik, o genişlik, o serin lacivert yaz geceleri, hayatın başka bir cebindeydiler. Bazen zaman, hafızamın içinden tutup getirdiği rivayetlerle, gökyüzünden kayıp giden yıldızlar gibi geçip gidiyor önü... Devamı

kalbin bütün halleri...

2006-06-05 13:36:00

 Zaman zaman bir şarkı duyuyorum. Bildiğim şarkılardan biri değil. Bambaşka bir şarkı. Bildiğim herşeyden aynı anda bahsedebiliyor. Onu dinlediğimde hayat hakkında söylenmemiş hiçbir şey kalmadığı zannına kapılıyorum. İçimde sonsuz bir sukunet hissi dolaşmaya başlıyor. Aslında galiba o bir şarkı değil. Çünkü onu benden başka hiçkimse duymuyor. Zaten bende onu kulaklarımla duymuyorum. Başka bir yerden, başka bir şekilde duyuyorum. Önceden duymadığıma eminim. Ama yine de aşinası olduğum birşeyler var içerisinde. Bir kır çeşmesinin yanında oturuyor gibi oluyorum duyunca. Bir çınar ağacının dibinde oturuyor gibi... Sararmış buğday başakları ile birlikte savruluyormuş gibi.. Bütün bunları aynı anda hissediyorum. Hayatın içimize serinlik veren bütün hallerini birbirine katıştırıp çoğaltıyormuş gibi.. Bu öyle bir şarkı ki, melodisi bir ömre rahatlıkla yetebilir. Öyle bir şarkı ki, onun ellerinden tutulup sakince ölüme bile gidilebilir.Zaman zaman bir şarkı duyuyorum.Zaman zaman bir şarkı oluyorum.***Sukunet bazen seslerdedir.***Dün gece bir film beni seyretti. Karşısında bir koltuğa oturmuştum. Yüzümde kapalı bir gökyüzü vardı. Gözlerimde yağmaya doymayan bir yağmur... Kıpırdamadan öylece duruyordum. o kadar kıpırdamıyordum ki; içimde kasırgalar koptuğunu hemen anladı film. Bana daha dikkatli baktı. Elini uzatıp bana dokundu. Dokunduğu yerde küçük bir yangın peydahlandı. Gözümden düşen küçük bir yağmur tanesi söndürdü yangını. Duman genzimi yaktı. Film benim halimi kendine o kadar dert etti ki, yüzümde küçücük bir gülümseme açsın diye, yapmadık şirinlik bırakmadı. Elinden geldiğince komik ve neşeli bir film olmaya çalıştı. Ama gökyüzüm kapalıydı. Güneşim yokt... Devamı

...

2006-05-27 16:07:00

  İstemem bişi zam istemem sokaklarda yürümem gözlerinize bakmam kitap okumam kafam karışmaz ayaklarınıza dolaşmam demokrasi demem özgürlük demem eleştirmem alkışlamam ekmeğinize yağ sürmem sizi beni düşünmek zorunda bırakmam aklınıza gelmem bankanıza girmem meclislerinizde oturmam niye böyle yapıyorsunuz demem bu milletin hali ne demem bu kadar acımasızlık ne zaman geldi buraya diye sormam bu çocuk niye üşümüş der miyim onu bilmem bakmayın konuştuğuma ben pek bişi bilmem ay istemem güneş istemem ben aradığınız adam kardanadam benden yetmişmilyon tane olsa ne iyi olur di mi ama ben kardanvatandaş bakın ne his var gözlerimde ne de yaş ne iş isterim sizden ne de aş yaşasın soğuk ülkedeki yaşasın kardanvatandaş. Mevlana İdris-Gerçek Hayat Devamı

MAALESEF OLMUYOR!

2006-05-27 12:52:00

                                                      -         Seni ille evlendirelim!Diye tutturdular. Nazlanıyorum filan ama, aslında da evlenmeye gönüllüyüm hani... Ne var ki beni beğenecek karıyı, affedersiniz, kadını, bulmaktan umudumu kesmişim.-         Çok namuslu kız!Bir kızı övmeye önce namusundan başladılar mı, geç onu bir kalem, onda iş yok demektir.-         Öyle pek namuslu olmasa da olur, hiç değilse biraz da suratına bakılır bişey olmalı.-         Bu senin tam dengin.Benim de korktuğum o ya...-         Tam sana göre, kültürlü...İşte bu hoşuma gitti. Demek kültürlü... Bu kültürde bir acayip şeydir ya... Gazetelerdeki, dergilerdeki evlenme ilanlarında okumuşsunuzdur; boyacı çırağından emekliye kadar hepsi de kültürlüsünü arar.-         Anası Alman, babası Türk.-         Haaa, bak bu hoşuma gitti...Hayvanın azmanı, insanın kırması iyidir. Hemen aklıma Ömer Seyfettin’in meşhur bir hikayesindeki Madam Fon Sadreştayn geldi. Sağlam yapılı bir Alman kadını... Her sabah elinde filesi, spor giyinmiş, “rap, rap, rap!...” pazardan dönüyor.-         Almanca, Fransızca, İtalyanca biliyor...İçimden “kırk yıl bekledik ama, turnayı da gözünden vurduk” dedim. Eeee... Sabreden derviş, muradına ... Devamı

YALNIZLIK

2006-05-27 11:04:00

 Hani bazı insanlar vardır, dayağa kaşınır. Benimki öyle olmadı. Anlatayım da, siz hak verin.Kış ortasında yaz, beni kandırdı. Bütün ağaçları kandırdı da ağaçlar çiçek verdi, ben kanmışım çok mu? Baktım hava güzel, yazdan bir gün sanki... Bütün kış günlerimi kukumav kuşu gibi hatunla karşı karşıya oturup geçirmekten bıkmıştım zaten. Hünkâr suyunu çok severim. Bindim bir otobüse. Sarıyer’den sonra bastonuma dayana dayana, tepeye tırmandım. Hünkâr suyu gazinosunda kimsecikler yok. Hava güzel ama, kış ortası kim olur? Yine birkaç sandalye var. Sandalyelerden birine oturdum. Karşı tepeleri seyrediyor, sukûnetin musikisini dinliyorum. Dalıp gitmişim. Bir de baktım bir adam belirdi. Ama adamdan başka her şeye benziyor.İçime bir korku düştü... Belki de beni soyacak. Soyduğu birşey değil, zati bir sıkımlık canım var; beynime bir taş indirip, dereye atsa hiç kimsenin ruhu duymaz, kurtlara, kuşlara yem olurum. Evden çıkarken, şuraya gidiyorum da demedim. Hünkâr suyuna gidiyorum desem, bu adam kış günü deli olmuş diye bırakmazlardı. Herif geldi. Dört adım önümde bir sandalyeye oturdu. Başladı bıyıklarını burmaya... Hem bıyıklarını buruyor, hem de bana gülümsüyor. Kalkayım kaçayım dedim, hoş bu romatizmalı bacaklarımla kaçacak halim yok ya, kaçsam bile herif iki adım sonra ensemden yapışacak. Hani insan korkulu rüya görür de, kaçamaz, konuşamaz ya, ben de öyle oldum. Kaçacağım, bacaklarım tutmuyor. Bağıracağım, sesim çıkmıyor. Bağırsam bile, orada imdadıma gelecek, şeytan bile yok... İnsan, böyle zamanlarda rüyada olsa, kollarını çarpar, hemen uçuverir. Bu rüyadan da beter. Ne kaçabilirsin ne uçabilirsin! Herif karşımda, boyuna kaytan bıyıklarını buruy... Devamı